Çölde mirketlerle iç içe bir yaşam

11

Eğitimini hayvan davranışları üzerine kurgulayan Selin Ersoy Afrika’da bir yıl boyunca mirket davranışlarını inceledi. Ersoy, insan davranışlarını anlamanın bir yolunun da hayvan davranışlarını anlamaktan geçtiğini vurguluyor.

selinersoyGeçen aylarda katıldığım TedXReset konferansında izledim Selin Ersoy’u… Pek çok ilham veren konuşma arasında belki de benim de üç kedi ve bir köpek annesi olmamın etkisiyle en sıcak gelen konuşmaydı diyebilirim “Mirketlerden Kargalara İnsan Doğasına Yolculuk”. Başka bir canlı topluluğuyla tanışmış ve onlarla iletişim kurmuş olmanın heyecanıyla gerçekleştirdiği konuşması sırasında, duygularımdan sıyrıldığım o an “Bu hikayeyi tekrar dinlemeli, okuyucularımızla paylaşmalıyım” diye düşündüm. Yakın zamanda herkesin doğanın sadece insanlara ait olmadığının farkına varacağı, dünya üzerinde yaşam mücadelesi veren her canlı için daha özenli ve daha empatik bir yaklaşım sergileyeceği günlerin geleceğini umuyor, sizi Viyana’dan sorularıma cevap veren Selin Ersoy’un hikayesini okumaya davet ediyorum.

Hayvan davranışlarıyla ilgilenmek bir seçim miydi, tesadüfen mi oldu?
Bilim, evrim ve hayvan davranışlarına ilgim üniversitenin ilk yıllarında başladı. Üniversitede şanslıydım çünkü hocalarım derslerde evrimden bahsedebiliyordu. Böylece bilimin sadece fizikten, matematikten ibaret olmadığını, davranışın temeline meraklı biri olan benim için de ne kadar heyecan verici olabileceğini anladım. Davranış, benim için her zaman merak konusu oldu. Bir önceki nesillerden seçilip gelmiş genler davranışın oluşmasına altyapı hazırlarken çevresel koşullar da canlıya o davranışı uygun koşula adapte edebilme şansı tanıyor. Kendim dahil temel insan davranışlarını anlamanın bir yolu da hayvan davranışlarını anlamaktan geçiyor.

Hangi hayvanların davranışlarını inceliyorsun?
Şu sıralar Viyana Üniversitesi’ne bağlı Konrad Lorenz Enstitüsü’nde kuzgunlarda sosyal bilinç çalışıyorum. Buradan önce Güney Afrika’daki Kalahari Meerkat Projesi’nde mirketlerle çalışmıştım.

Kalahari’ye giden hikayeden bahsedebilir misin?
İlk arazi deneyimimi 2010′da Kars-Iğdır arasındaki Aras Kuş Halkalama istasyonunda gönüllü olarak yaptım. Benim görevim ağlardan kuşları toplamak, istasyona getirmek ve halkacı ile birlikte biyolojik ölçümlerini alıp doğaya geri salmaktı. Küçükken köydeki evde karnımda uyuyan kertenkeleyi saymazsak yabani bir hayvanla ilk etkileşimimi o zaman yaşadım. Kuşun küçücük kalbinin avucumun içinde atışını hissettim. Aras’tan bu alanda devam etmek istediğimden emin bir şekilde ayrıldım. Aynı yıl İngiltere’ye öğrenci değişimi ile gidip orada Cambridge Üniversitesi’nin Küçük Kargalarda Bilinç projesinde yer aldım. Kargagiller familyası en az şempanzeler kadar gelişmiş beyin kapasitesine sahip. Bu proje kapsamında doğadaki kargalardan gözlemsel veriler toplayıp, sosyal hayatlarındaki zorlukların nasıl bilişsel yöntemler kullanarak üstesinden geldiklerini araştırıyorduk. Bu kısa ama heyecan verici projeden sonra Türkiye’ye dönüp okulumu bitirir bitirmez kendimi Afrika’nın Kalahari Çölü’nde buldum.

Bize mirketleri tanıtmak istesen neler anlatırsın?
Mirketlerin hayatına biraz yakından bakma şansı elde ettiğinizde ne kadar ilginç olduklarını çok geçmeden kavrayabilirsiniz. Kolektif yaşama biçimlerini ve sosyal grup dinamiklerini incelemek bana çok şey öğretti diyebilirim. Şüphesiz ki mirketlerin en ilginç davranışlarından biri yırtıcılara ve herhangi bir çevresel tehlikeye karşı nöbet/gözcülük. Grup elemanları akrep ve çeşitli böcek yılan gibi lezzetli yemeklerini ararken gruptan biri yerden yüksekte bir yere çıkıp gözcülük yapıyor ve herhangi bir şey gördüğünde bunu alarm çağrısı ile grubun diğer elemanlarına bildiriyor. Eğer tehlike güçlü ve yakındaysa daha güçlü bir alarm tonu ile çağrıyı yaptığı anda tüm grup en yakın deliğe sığınıyor, eğer tehlike uzak ve hayati açıdan çok mühim değilse alarm tonu daha düşük oluyor ve bunun sonucu olan davranış da kalkıp şöyle bir etrafa bakmaktan daha ileri gitmiyor. Mirketlerde üreme ise dominant dişinin bir ayrıcalığı. O izin vermediği sürece gruptaki diğer dişilerin üremesi mümkün değil. Yalnız bu dominant dişinin yavrularına bakmak tüm grubun görevi. İlk haftalarda yavrular yuvadan ayrılacak kadar büyüyene kadar onlarla kalan ve hatta sütannelik bile yapan diğer grup elemanları, tüm gün aç kalıp kendilerinin bile olmayan bir çocuğa bakıcılık yapmaya gönüllü oluyor. Bu yardım davranışının en büyük nedeni gruptan atılma korkusu. Çöl hayatı zor ve tek başına hayatta kalmak kolay değil.

Kariyerini bu doğrultuda çizerken korkuların oldu mu?
Türkiye’de böyle bir alanın çalışılmıyor olması başlı başına bir korkuydu aslında. Evden, ailemden ve sevdiklerimden geri döneceğimi bilmeden ayrılmam gerekiyordu. Ve tabii bu alanda çalışan hemen hemen herkes gibi, sanırım benim de en büyük korkularımdan bir tanesi, bu alandaki kısıtlı ödenekler. Doğal alanda hayvan çalışmaları, bir sonuç almak için uzun yıllar gerektirebiliyor. Özellikle sosyal ilişki dinamiklerini anlayabilmek, onları uzun yıllar takip etmekten geçiyor. Günümüzde akademi de diğer alanlar gibi hızlı sonuç bekliyor ve bu yüzden ödenek kaynakları hayvan davranışı projelerine para aktarmayı tercih etmiyor.

Seni bu yoldan döndürmek isteyen kişilerle karşılaştın mı?selinersoy2
İlk başlarda herkes bu ilgimin sadece bir hobiden ibaret olduğunu düşünüyordu. Üniversitede psikoloji bölümünden mezun olduktan sonra psikologluk kariyeri yerine Kalahari Çölü’nde mirket kovalamayı seçtiğimi duyan herkes biraz deli muamelesi yaptı. İlla hayvan çalışmak istiyorsam da bunu Afrika çölünde değil Avrupa’nın ya da Amerika’nın güzel bir üniversitesine giderek yapmalıydım. Kalahari Çölü’nde izole bir hayat yaşamak bana kendimle ilgili daha farklı şeyler öğretecekti, biliyordum, öyle de oldu.

Çölün ortasında çalışma koşulları nasıldı?
Çölde hayat çok farklı, sosyal çevreniz, görüp görebileceğiniz insan sayısı bir anda 20′ye düşüyor. Eksiklerinizi alabileceğiniz bir bakkal veya market 4-5 saat araba yolu uzaklığında. Bu koşulları kabul edip elinizdekilerle mutlu olmayı öğreniyorsunuz. Çölde çalışma hayatı gün doğmadan başlıyor. Her gün sabah 4′te uyanmaya bünye bir türlü alışamasa da mirketlerin uyanma saatinden önce yuvaya gitmemiz gerekiyor. Uyandıktan hemen sonra çeşitli biyolojik ölçümlerini alıyoruz, kilolarını tartıyoruz. Ve ne tür çalışma yaptığımıza bağlı olarak veri toplamaya başlıyoruz.

Pes edip “evime dönüyorum” dediğin dönemler yaşadın mı?
Fiziksel olarak yorgun olmak insanı psikolojik olarak da güçten düşürüyor. Özellikle sevdiklerinizden uzak tek başınıza çölün ortasında kalınca insan çok daha kolay melankolik hissedebiliyor, “Burada ne işim var benim” diye kendini tekrar tekrar sorguya çekiyor. Daha ilk haftamda “evime dönüyorum” dedim sonra bir baktım bir yıl geçmiş.

Bu zorluklar karşısında seni motive eden şeyler nelerdi?
Işık kirliliğinden uzakta gökyüzündeki muhteşem yıldızları izlemek, çölde koşuya çıkıp yolda farklı antiloplarla karşılaşmak bana kendimi şanslı hissettiriyordu. Beraber yaşadığım o insanlar, paylaştığımız her an çok değerli, orada bir aile kurduk beraber ve tabii mirket gibi sevimli bir hayvan ile çalışmak da sürprizlerle doluydu.

Türkiye’de bu alanda çalışmalar yapılıyor mu?
Benim bildiğim kadarı ile Türkiye’de hayvan davranışı çalışan çok kimse olmasa da Türkiye’den yurt dışına giden ve yurt dışında bu konuyu çalışan birkaç kişi var. Mesela Türkiye’de yeni yeni oluşan Ekoloji ve Evrimsel Biyoloji (Evo-Eko) çalışan güzel bir grup kuruluyor, bu grubun çatısı altında toplanacağımıza inanıyorum.

Şu an yaptığın çalışmaları bizimle paylaşır mısın?
Mirketlerle çalışırken de benim en çok ilgimi çeken davranışlarından biri birbirlerinin tüylerini temizleme davranışlarıydı. Tüy temizleme bir yandan bireyi daha sağlıklı tutarken diğer yandan bireyin kendi ulaşamayacağı yerlerdeki tüyleri temizlemek için başkasına ihtiyaç duyması, grup içerisindeki sosyal yapıyı görmemizi sağlıyor. Birbirlerinin tüylerini temizlemenin sosyal hiyerarşiye etkisi şimdi hala kuzgunlarda çalıştığım bir konu.

Hayallerini gerçekleştirmeye cesareti olmayan kişilere önerin ne olur?
Bazen istediklerimize ulaşmak için risk almamız da gerekebilir. Gerçekten bir hayaliniz varsa onun için yaptığınız her şey değerlidir. En ufak bir adım bile tahmin etmediğiniz şeylere yol açabilir. Ben Kars’a gittiğimde Cambridge ya da Afrika’yı yaşayabileceğimi bilmeden gitmiştim. Her aşama beni yeni bir maceraya ulaştırdı. Hepsinin kendince zorlukları vardı fakat şimdi geriye baktığımda iyi ki yapmışım diyorum ve o zorlukları bile özlemle anıyorum. Cesareti kırılanlara söyleyebileceğim; zorluklara odaklanmadan devam etmeleri. Sonunda mutlaka aradıklarını bulacaklar. Bazen bir şeyi ne kadar istediğiniz bile size tüm kapıları açabiliyor. Sadece isteyin ve yürüyün, o sizi bulacaktır.

Önceki İçerikVideo: Kıyafetlerimiz başkaları üzerinde nasıl bir etki yaratır?
Sonraki İçerikBeğenmeme hakkımı saklı tutuyorum
Yazar Hakkında
İrem Ceylan
Marmara Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'ne girmesinin en büyük nedeni kitaplara ve yazmaya olan ilgisiydi. Kısa süren öğretmenlik deneyiminin ardından çeşitli dergilerde ve haber portallarında editörlük yaptı. 2014'ün Ocak ayında Kariyer.net'te İçerik Yöneticisi olarak görev almaya başladı.

YORUMLAR

  1. Belgesel izlemeye bayılırım ve izlerken hep o insanlardan olmak istediğim kanısına varırdım. Ancak ülke şartlarımız buna pek müsait değil. Bir Türk olarak bunu başarmış olmanıza çok sevindim ve çok gurur duydum :) .

    • aynen öyle bende hep belgesel ekibinde çalışmak isterim her belgesel izlediğimde. şirket ortamında çalışmak çok sıkıcı geliyor ama başka seçenek yok malesef :(

  2. Çok güzel bir yazı ve tabii ki yaşananlar içten ve güzel. İnsanın hayallerinin peşinden gitmesi, işini aşkla tutkuyla yapmasına nefis bir örnek. Şahsi olarak beni ayrıca etkiledi. ( Hem doğa aşkım hem de insana ve davranış nedenlerine olan tutkum nedeniyle. Ayrıca Afrika’ya bayılıyorum …)

    Kaleminize sağlık İrem Hanım.
    Yolun açık olsun Selin Ersoy..

    Ülkemizde doğal yaşamın araştırılmasına daha fazla ilgi ve kaynak olmasını diliyorum

    Saygılarımla

    Elif Çolak
    Kariyer ve İK Danışmanı
    Yetişkin Eğitimi Uzmanı

  3. Ben de koyu bir hayvan sever olarak yazdıklarınızı zevk ve ilhamla okudum.Gercekten harika işler başarmış bir insan…Dedigi gibi ülkemizde bu alanda yürütülen çalışmalar ve ilginin oldukça düşük olması bu işin trajik bir kısmı.Halbuki Türkiye biyolojik çeşitlilik açısından tahmin edilemeyecek kadar zengin.En basit örneğine değinecek olursak sırtlanı Afrika dışında görebileceğiniz tek ülke Türkiye olmakla kalmayıp,daha birçok endemik türleri barındırıyoruz.Belki devletimiz mali alanlarda biraz daha destek çıkmayı denerse bu işe olan katılım hattı sayılır şekilde artacaktır.İnanıyorum ki benim gibi birçok doğa ve canlı sevdalısı insan var ama iş olanakları ve eğitim koşulları açısından bu riske girmek istemiyorlar.Umarim bu tür bilimlere ilgi biraz daha artar ve dünya,ulkemizin ne denli harikalarla dolu olduğuna tanıklık etmiş olur.Sevgi ve saygılarımla…

  4. Aslında işin özü insanın kendi doğasına dönüş olmasında. Her birimiz yapay bir dünya yaşıyor ve bir kısmımız bu yapaylığın farkına vararak kendi yolunu seçiyor. İşte Selin Hanım da bunu fark edenlerden. Kedi, köpek gibi evcil hayvanları kedi maması, köpek maması ile beslerken bile huzurla dolan insanlık bu şekilde yaşamaya dönse kimbilir ne kadar mutlu olur. Yeter ki azla yetinmeyi bilebilsin.

  5. araştırmacı arkadaşımıza ve bunu haber yapan haberci arkadaşımıza teşekkür ederim. insan psikolojisi çözülmez bir hal aldığı bu dönemde hayvanlarla özellikle mirketlerle olan diyaloğunuz çok dikkatimi çekti. makaleyi okuduğumda iyi ki okumuşum dedim. çünkü hayvanlara farklı bir bakış açısıyla yaklaşımınız ve onlarla iletişiminiz takdire şayan. hem size hem editör arkadaşa hayatlarında sonsuz başarılar dilerim.

ece.balkannnn için bir cevap yazın İptal

Please enter your name here
Please enter your comment!