Onu tanıyorsunuz. Belki de her gün aynada görüyorsunuz.
Toplantıya giriyor, enerjisi yüksek, iletişimi güçlü, insanlar ona “ne kadar özgüvenli biri” diyor. Gülümsüyor, teşekkür ediyor.
Sonra toplantıdan çıkıyor ve kafasındaki sesler başlıyor:
“Doğru şeyi mi söyledim?” “Ya aslında beni beğenmedilerse?” “Fazla mı iddialı oldum?” “Ya bilmediğimi fark ederlerse?”
Bu sahneyi zihinsel fitness uzmanı Maya Raichoora bir TEDx konuşmasında “Alex” adını verdiği bir karakter üzerinden anlatıyor ve salona soruyor: “Kim Alex’te kendini görüyor?” Neredeyse herkes el kaldırıyor.
Ben de kaldırırdım. Çünkü Alex’i çok iyi tanıyorum. Yıllarca onunla aynı masada oturdum.
İki farklı özgüven var ve çoğumuz yalnızca birini geliştiriyoruz
Maya’nın konuşmasındaki en çarpıcı ayrım şuydu: Dışa dönük özgüven (confidence) ile içe dönük özgüven (self-confidence) aynı şey değil.
Dışa dönük özgüven alkışla büyür. Övgüyle beslenir. Bir sunum iyi gitti mi kendinizi harika hissedersiniz. Terfi aldınız mı dünyanın tepesindesinizdir. Müşteri “harika bir iş çıkardınız” dedi mi o gün her şey yolundadır. Ancak alkış durduğunda, başarı kesintiye uğradığında, eleştiri geldiğinde bu özgüven de onlarla birlikte düşer. Çünkü temeli dışarıda kurulmuştur ve dışarıdaki koşullar her zaman sizin kontrolünüzde değildir.
İçe dönük özgüven ise bambaşka bir şeydir. Sessizdir. Gösterişli değildir. Kimseye ispat etmeye çalışmaz. “Ne olursa olsun ben kendime güveniyorum” diyen bir iç bilgeliktir. Başarısızlık geldiğinde de eleştiri geldiğinde de belirsizlik geldiğinde de ayakta kalmanızı sağlayan bir dayanıklılıktır.
Maya’nın çok net ifade ettiği bir cümle var: İçe dönük özgüven olmadan dışa dönük özgüven sadece bir maskeye dönüşür. İçe dönük özgüvenle birleştiğinde ise gerçek, otantik ve sürdürülebilir bir güce dönüşür.
Üç tehlike işareti
Maya konuşmasında dışa dönük özgüvene bağımlı olduğumuzu gösteren üç işaretten bahsediyor.
Bu işaretleri okurken kendinizi nerede gördüğünüzü düşünmenizi rica ederim.
Birincisi: Dış onaya aşırı bağımlılık. Başkalarının sizin hakkınızdaki görüşü, sizin kendiniz hakkındaki görüşünüzden daha ağır basıyorsa burada bir sorun olabilir. Müdürünüz “iyi iş çıkardın” dediğinde kendinizi değerli hissedersiniz, demediğinde ise “acaba bir sorun mu var” diye düşünmeye başlarsınız. Kendi sesinizi duyamaz hale gelirsiniz çünkü başkalarının sesi çok daha yüksektir.
İkincisi: Duruma göre değişen özgüven. İşler iyi gittiğinde kendinizi harika hissedersiniz, kötü gittiğinde ise dibi görürsünüz. Maya bunu özellikle yüksek performanslı insanlarda çok sık gördüğünü söylüyor. ‘’Kazanırken tepede, kaybederken dipte’’ bu dalgalanma insanı hem fiziksel hem zihinsel olarak tüketir.
Üçüncüsü: Özgüveni bir performans olarak kullanmak. Gerçekten hissettiğiniz şeyi yansıtmak yerine, başkalarının beklediği kişiyi oynamak. Maya buna “ruh halinizi yansıtmak yerine beklentileri ayna gibi yansıtmak” diyor. Dünya size özgüvenin nasıl görünmesi gerektiğini söylüyor ve siz o kalıba uyuyorsunuz.
Sabotajcılar: Maskenin arkasındaki sesler
Maya’nın konuşmasını dinlerken sürekli Pozitif Zeka’daki sabotajcıları gördüm.
Maya’nın “dış onaya aşırı bağımlılık” dediği şey, Pozitif Zeka’da Memnun Etme Delisi sabotajcısının temel kalıbıdır. “Beni beğensinler, kabul etsinler, onaylasınlar” sesi bu sabotajcıdan gelir. Ve bu ses ne kadar güçlüyse, dışarıdan ne kadar özgüvenli görünürseniz görünün, içeride o kadar kırılgan olursunuz. Memnun Etme Delisi benim birincil sabotajcım. Yıllarca bu sesi kendi sesim sandım.
Maya’nın “başarı varken yukarıda, yokken dipte” dediği dalgalanma ise Başarı Delisi sabotajcısının imzasıdır. Bu sabotajcı değerinizi sonuçlarla ölçmenizi sağlar. Bir projeyi başarıyla teslim ettiniz mi kendinizi değerli hissedersiniz, bir aksilik oldu mu değersiz. Özgüveniniz bir borsa grafiği gibi sürekli iner çıkar ve bu dalgalanma hem sizi hem çevrenizi tüketir.
Ve Maya’nın “özgüveni başkalarını memnun etmek için performans olarak kullanmak” dediği kalıp — bu iki sabotajcının birlikte çalıştığı noktadır. Hem “beni beğensinler” hem “başarılı olayım ki beğensinler” sesleri aynı anda çalar ve siz ikisini de memnun etmeye çalışırken kendi sesinizi tamamen kaybedersiniz.
Maya’nın üç adımı ve Pozitif Zeka bağlantıları
Maya üç adım öneriyor ve bu adımların Pozitif Zeka ile örtüşmesi bence tesadüf değil.
Birinci adım: Kendi imajınızın sahipliğini alın. Maya “her sabah kendinize sorun: bugün kim olmayı seçiyorum?” diyor. Başkalarının sizden beklediği kişi olmak yerine kendi değerlerinizle uyumlu kişiyi bilinçli olarak seçmek. Bu Pozitif Zeka’daki Bilge Beynin “Anlamlı Yön” gücüyle birebir örtüşüyor.
İkinci adım: Kendinize güven inşa edin. Maya “kendinize verdiğiniz sözleri tutun, ne kadar küçük olursa olsun” diyor. Haftada üç gün spor yapacağım dediniz mi yapın. Bir arkadaşımı arayacağım dediniz mi arayın. Her tutulmayan söz içe dönük özgüveni biraz daha aşındırır, her tutulan söz biraz daha güçlendirir. Bu tam olarak PQ alıştırmalarının mantığıdır. PQ’da günde 15 dakikalık küçük zihinsel egzersizlerle bir kas geliştirirsiniz. Her yapılan alıştırma o kası güçlendirir, her atlanan gün biraz zayıflatır.
Üçüncü adım: Sonuçlardan bağımsızlaşın. Bu belki de en zor adımdır ve Pozitif Zeka’nın en güçlü mesajıyla doğrudan bağlantılıdır. Maya “sadece sonuçları değil, gösterdiğiniz çabayı da kutlayın” diyor. PQ’nun temel prensiplerinden biri ise “her olay bir hediye veya bir fırsata dönüştürülebilir” perspektifidir. Kaybettiğinizde de kazandığınızda da aynı iç dengeyi koruyabilmek — Maya buna “sonuçlardan bağımsızlaşmak” diyor, PQ buna “Bilge Beyin bakış açısı” diyor. Farklı diller, aynı gerçek.
30 günlük meydan okuma
Maya konuşmasını şu sözlerle bitiriyor: Alex hâlâ toplantılara aynı enerjiyle giriyor. Hâlâ özgüvenli görünüyor. Ancak artık insanların onu yargılayıp yargılamadığını umursamıyor. Yanlış bir şey söyleyip söylemediğini kafasında tekrarlamıyor. Kendine güveniyor — gerçekten güveniyor. Ve bu onu manyetik kılıyor. Yaptığı şeyler yüzünden değil, olduğu kişi yüzünden.
Maya 30 günlük bir meydan okuma öneriyor: Her gün bu üç adımı uygulayın ve 30 gün sonra ne değiştiğini gözlemleyin.
Ben de öneriyorum ancak bir eklemeyle: Önce hangi sabotajcının sizin özgüveninizi yönettiğini fark edin. Çünkü düşmanı tanımadan savaşamazsınız.
Dipnot:
‘’ Bu yazı konuk yazarın kişisel görüşlerini ve popüler zihinsel gelişim metotlarını içermektedir; tıbbi bir tavsiye niteliği taşımaz’’





