Net iletişim kuran yöneticiler zaman zaman “sert”, “mesafeli” ya da “fazla doğrudan” olarak algılanabiliyor. Benzer şekilde çalışanlar da bazı geri bildirimleri beklediklerinden daha rahatsız edici bulabiliyor. Bu nedenle netlik ile kabalık arasındaki çizgiyi ayırt etmek her zaman kolay olmayabiliyor.
Siz de zaman zaman bu tür geri bildirimlerle karşılaştınız mı ya da çalıştığınız yöneticileri benzer şekilde değerlendirdiğiniz oldu mu? Bu değerlendirmeler kimi zaman yerinde olabilir, kimi zaman ise iletişimin farklı yorumlanmasından kaynaklanabilir. Önemli olan, bu çizgiyi daha iyi anlayabilmek ve iletişimi buna göre şekillendirmek.
Peki ayrımı nasıl yapacağız? Dışarıdan kelimeler aynı, mesaj aynı gibi gelebilir ancak farklı senaryolarda hissettirdikleri ve çıktıya yönlendirme gücü farklı olabilir. Burada farkı yaratan sesinizin tonu, beden diliniz, niyetinizin yüzünüze, ifadenize yansıması olabilir. Bu da dinleyen tarafından hemen fark edilir. Örneğin müdürünüzün size şu cümleyi farklı şekillerde söylediğini düşünün lütfen:
“Toplantıda çok sabırsız gibiydin, müşteriyi hiç dinlemediğini fark ettim”
Örneğin burada “çok” ve “hiç” kelimelerine ek bir vurgu olursa mesaj ve iletişim kalitesi değişebilir.
Bu ayrımı fark edebilmek için önce kendi iletişimimize dışarıdan bakabilmemiz gerek. Çünkü ne söylediğimizi hatırlasak da bunu hangi tonla söylediğimizi her zaman fark etmeyebiliriz. Bu farkındalık geliştikçe iletişimimizin etkisini de daha iyi yönetebiliriz.
Netliği kabalığa çeviren üç işaret
Ton: Karşınızdaki kişiyle, gelişme potansiyeline ve işi başarma kapasitesine sahip biri gibi mi konuşuyorsunuz? Yoksa yalnızca eksiklerine odaklanan bir ses tonuyla mı yaklaşıyorsunuz? Tonumuz, mesajımızın nasıl karşılanacağını büyük ölçüde etkileyebilir.
Beden Dili: İnsanlar çoğu zaman sözcüklerden önce duruşu, mimikleri, bakışları ve ses tonunu algılar. Bu nedenle beden dili, iletişimde söylenenlerin anlamını güçlendirebilir ya da zayıflatabilir.
Niyet: Bu konuşmanın amacı nedir? Anlamak, destek olmak ve birlikte çözüm üretmek mi? Yoksa yalnızca hata göstermek mi? İletişimin altında yatan niyet, kurulan ilişkinin niteliğini doğrudan etkiler.
Üç adımlı kontrol listesi
- Yeterlilik varsayarak konuşun: Karşınızdakine güvenle, işi iyi yapabileceğine olan inancınızla konuşun, bu ona yansıyacaktır.
- Amacı netleştirin: İletişime başlamadan önce kendinize şu soruyu sorun: “Bu konuşmanın amacı ne?” Anlamak, geri bildirim vermek, gelişimi desteklemek veya bir sorunu çözmek farklı iletişim yaklaşımları gerektirebilir. Amaç net olduğunda iletişim daha sağlıklı ilerler.
- Kendi rolünüzü değerlendirin: İletişim sonrasında duruma biraz dışarıdan bakabilmek önemli. Karşınızdaki kişinin deneyimini anlamaya çalışırken, kendi iletişim biçiminizi de objektif şekilde değerlendirebilirsiniz. Bu yaklaşım hem hesap verebilirliği hem de öz farkındalığı destekler.
İç Sesimizi Dinlemek
Kendimizi değerlendirdiğimiz anlarda, olayları nasıl yorumladığımızı da fark etmeye başlarız. Örneğin:
“Ben haklıyım, karşımdakiler çok hassas davrandı.” (Başkalarını suçlayan iç ses)
“Herhalde çok kötü bir yöneticiyim, bu durum hep benim başıma geliyor.” (Kendisini gereğinden fazla eleştiren iç ses)
Bu iki uç yaklaşım da durumu sağlıklı değerlendirmeyi zorlaştırır. Bunun yerine hem kendi payımızı hem de koşulları birlikte değerlendirmek daha dengeli sonuçlar sağlar.
Bir sonraki zor konuşmanızdan önce kendinize şu üç soruyu sorun:
- Tonum ne söylüyor?
- Beden dilim ne söylüyor?
- Niyetim ne söylüyor?
Etkili iletişim yalnızca ne söylediğimizle değil, söylediklerimizin karşı tarafta nasıl bir etki yarattığını anlamaya çalışmamızla da güçlenir. Netlik önemli bir liderlik becerisidir; ancak empatiyle birleştiğinde çok daha güçlü sonuçlar yaratır.





