Günlük hayatın içinde bazen küçük bir görüntü, beklenmedik şekilde büyük bir karşılık bulur. Son günlerde sosyal medyada dolaşıma giren, sürüden ayrılıp başka bir yöne yürüyen bir penguen de tam olarak böyle bir etki yarattı. Peki, bu kadar sade bir an, neden bu kadar çok insanın kendini durup düşünürken bulmasına yol açtı?
Belki de penguen sadece yürüyordu
Görüntü basitti. Bir penguen sürüden ayrıldı ve başka bir yöne doğru yürüdü. Ne bir açıklama vardı ne de bir bağlam, ama sosyal medyada bu yürüyüş, kısa sürede bir metafora dönüştü. Tükenmişlik dendi, kopuş dendi, özgürlük dendi. Sanki herkes, o birkaç adımın içine kendi ruh hâlinden bir anlam bırakmış gibiydi.
Belki de belirsiz görüntülerle karşılaştığımızda onları olduğu gibi bırakmayı tercih etmiyor, boşluk gördüğümüz yerlere hikâye koymayı seviyoruzdur; ya da uzun zamandır kendimize ait bazı duyguları doğrudan konuşmak yerine, dolaylı anlatıların arkasına saklanıyoruzdur. Bu penguen de tam olarak bu yüzden bu kadar tanıdık gelmiş olabilir.
Tükenmişlik mi, kopuş mu?
Bugün birçok insan, fiziksel olarak bir yerde dururken zihnen başka bir yöne bakıyor. Günler ilerliyor, işler yapılıyor, sorumluluklar yerine getiriliyor, ama içten içe bir mesafe hissi oluşuyor. Ne tam bir kopuş ne de güçlü bir aidiyet. Daha çok, “devam ediyorum ama bağım eskisi gibi değil” hâli.
Penguenin yalnız yürüyüşü, belki de bu gri alanı görünür kıldı. Ne dramatik bir kaçış ne de net bir varış. Sadece sürüden biraz uzaklaşmak. Belki de bu yüzden herkes, bu görüntüde kendine ait bir şey buldu.
Bu bir bilimsel vaka değil, bir yansıtma alanı
“Nihilist penguen” denilen şey, bilimsel bir açıklamadan çok, ortak bir yansıtma alanına dönüştü. Kimi bu yürüyüşte vazgeçiş gördü, kimi cesaret, kimi de sessiz bir başkaldırı. Ortada net bir anlam yoktu, ama tam da bu belirsizlik, herkesin kendi duygusunu yerleştirmesine alan açtı. Penguen bir şey anlatmıyordu belki ama biz, onun üzerinden kendimize bakıyorduk…
Neden kendimizi onaylamıyoruz?
Görüntünün bu kadar yankı bulmasının nedeni, penguenin nereye gittiği değil. O sadece yürüyor. Asıl dikkat çeken, bu sade hareketin bizde uyandırdığı çağrışımlar. Çünkü biz, çoğu zaman yerimizden bile kıpırdamadan kendimizi açıklamak, gerekçelendirmek ve onaylatmak zorunda hissediyoruz. Yorulduğumuzu söylemek için geçerli bir sebep, durmak için makul bir gerekçe, kopmak için güçlü bir hikâye arıyoruz. Kendimizi onaylamak yerine, çoğu zaman başkalarının bunu yapmasını bekliyoruz. O onay gelmediğinde de hissettiklerimizi askıya alıyoruz.
Belki bu yüzden, hiçbir şey söylemeyen bir penguenin yürüyüşü bu kadar çok şey söylüyormuş gibi geldi.
Ne dersiniz?








