Janssen-Cilag İlaç Genel Müdürü Ayşe Çetinel, genel müdürlük görevini 9 yıldır başarıyla sürdürüyor. Kendi alanında liderlik yapabilecek insanlarla çalışmayı tercih eden Çetinel, genel müdürlük görevini orkestra şefliğine benzetiyor. Çetinel’e göre orkestra şefinin en önemli görevi doğru sesleri duymak ve dengeli yönetmek. 

P&G’de iş hayatına adım atan Ayşe Çetinel, 7 yılın ardından Johnson & Johnson’a Finans Müdürü olarak atanır. J & J’ın ilaç şirketi Janssen-Cilag kurulunca da Finans ve Lojistik’ten Sorumlu Müdür olarak şirketin sıfırdan kuruluşunda görev alır. Bu dönemin çok keyifli bir dönem olduğunu söyleyen Çetinel, kuruluş döneminde aktif rol oynamasının kendisini genel müdürlük görevine taşıdığını vurguluyor. 2001 yılından beri genel müdürlük görevini yürüten Ayşe Çetinel, çalışmalarını ve yöneticiliğe bakış açısını bizlerle paylaştı.  
 
Kariyerinize başlarken hedefleriniz nelerdi?
Benim okuduğum dönemde şimdi olduğu gibi kariyer yönlendirme çalışmaları yoktu. Lisede kuvvetli olduğum branşlar matematik ve fizikti. Daha çok teknik konularda becerim vardı, bilgisayar daha yeni yeni yayılıyordu ama çok yatkındım. İyi bir üniversitede teknik bir bölümde okumaktı hedefim, ben de İTÜ Matematik Mühendisliğini seçtim. Bu okulu okurken de şirketleri tanımak için birinci sınıf dışında hep staj yaptım. Üniversiteye devam ederken yarı zamanlı sistem analisti olarak çalışmaya başladım. Staj ve yarı zamanlı çalışmak eksiklerimi fark etmemi sağladı. Birinci eksikliğimin işletme bilgisi olduğunu anladım. Bu eksikliğimi hissedince İstanbul Üniversitesi’nde İşletme İhtisası okudum bir yıl. Kariyerime P&G Finans Departmanı’nda başladım ve departman içinde çeşitli görevlerde bulundum. P&G’nin hem sorumluluk verme hem de rotasyon yapma gibi sistemleri insanı son derece geliştiren sistemlerdi. Hep denir zaten “okul gibidir diye” gerçekten bu yönünden çok istifade ettim.
 
Johnson & Johnson’a geçmeye nasıl karar verdiniz?
Eski çalıştığım firmada ilk günden itibaren çok sorumluluk verilip, karşılığı beklenirdi. Hem çok çabuk büyümeniz hem de başarılı olmanız gerekiyordu. Yedi yıl boyunca çalıştım, ayrılmadan önce hem hazine hem de muhasebeyi yönetiyordum. Finans müdürlüğüne kendimi hazır hissettim ancak büyük ölçekli bu firmada yükselmem için daha zaman vardı. Ben de Johnson & Johnson’a Finans Müdürü olarak geçmeyi tercih ettim. 2.5 yıl kozmetik bölümünün finans müdürlüğü yaptım. 1998’in sonunda kendi ilaç grubumuz Janssen-Cilag kurulunca Finans ve Lojistik’ten sorumlu müdür oldum. Çok keyifli bir dönemdi çünkü şirketin sıfırdan kurulumunda aktif bir rol oynadım. 2001 yılından beri de genel müdürlük görevini yönetiyorum. Mesela geçtiğimiz yıl onuncu yılımızı kutladık. Birileriyle bir geçmişi paylaşmak, bir şeyleri beraber başarmak insanları birbirine bağlıyor.
 
Krizden yeni çıkılan bir dönemde genel müdür oldunuz. Hangi konulara öncelik verdiniz genel müdürlük görevini üstlenince?
O zaman şirket olarak birinci önceliğimiz takım ruhunu artırmaktı. Benim kişisel önceliğimse çalışanları tanımaktı. Önce organizasyonumuzda hangi arkadaşlar hangi yetkinliklerle çalışıyorlar onu anlamaya çalıştım. İnsanların birbirine değer verdiği ve güvendiği bir çalışma ortamı yaratmak istedim. Krizin ertesinde belirsizliklerin fazla olduğu bir ortamda insanların birbirine güvenerek, destek olarak çalışması son derece kritikti. Özellikle kendi alanında liderlik yapabilecek insanlarla çalışmak benim açımdan önemliydi. O dönemde İK departmanımız bile yoktu, daha küçük bir organizasyonduk. Yaklaşık 75 kişilik bir ekiptik, şimdiyse 250 kişi civarındayız. 
 
İK Departmanlarının en önemli işlevi sizce nedir?
Her departman müdürü kendi departmanın İK’cısıdır aynı zamanda. İK departmanın yaptığı en önemli iş, harmonize sistemlerin oluşmasını sağlamaktır. İK’nın görevi hem departman müdürünün kendisine göre İnsan Kaynakları yönetimi yapmasına engel olmak hem de standart getirerek, eşitlik olmasını sağlamak.
 
Aynı firmada 13 yıl boyunca çalışma isteğinizi, motivasyonunuzu nasıl sürdürdünüz?
Karakter olarak da açık iletişimi, dürüstlüğü çok önemserim. J & J’de de çalışanlar, kurumlar ve toplum ön planda oluyor. Bu ana felsefe J & J’de hiç değişmedi. Şirketin bu bakış açısı çalışan mutluluğu için gerçekten çok önemli. İlk üç yılımda aynı şirkette kozmetik sektöründe çalıştım. Janssen-Cilag’a geçtiğim dönemi de ikiye ayırıyorum. Önce küçük ölçekli bir firmada çalışmış ardından büyük ölçekli bir firmada çalışmış gibiyim. Bütün sistemler değişti, iş hacmimiz büyüdü, sistemleri oturtmaya çalıştık, işe alım sürekli devam etti. Her zaman yeni odak noktalarım oldu, bu yüzden olsa gerek hiç sıkılmadım.
 
Hayatınızda dönüm noktam dediğiniz dönemler oldu mu?
Üç tane dönüm noktam var. İlki P&G’den J & J’ye geçmem. İkincisi, kozmetik alanından Janssen-Cilag’la ilaç sektörüne geçmem. Üçüncüsü de 35 yaşında genç bir yöneticiyken genel müdürlük görevini üstlenmemdir.
 
Görevinizi tarif etmenizi istesem…
Genel müdürlük görevini bir orkestranın yönetilmesine benzetiyorum. Bizim gibi bir ülkede, büyüyen firmalarda çalışan kişiler kendi enstrümanlarında çok iyi olunca orkestra şefine sesleri doğru duymak ve dengeli yönetmek kalıyor.
 
İlaç sektöründe karşılaştığınız güçlükler neler?
İlaç sektörünü yönetirken dış faktörler çok etkili ve bu sağlık konusunda genel bir problem. Sağlıkla ilgili politikaların çok kısa sürede değiştirilebilmesi uzun vadeli planların net olmaması bizim yatırım ve planlamalarımızı olumsuz etkiliyor. Bizi en çok zorlayan kısım sektörümüze özel belirsizlik. Sektörümüze yönelik uzun vadeli planlar bizi de rahatlatacak.
 
Sektör özellikle hangi alanlarda iş imkanı sunacak?
Bizim sektörde özelikle karar verici noktalar değişiyor. İlacın seçiminde eskiden doktor daha etkin rol oynarken artık ödeyen taraf olan Sosyal Güvenlik Kurumu etkin rol oynuyor. İlacın ruhsatlanıp geri ödeme noktasına gelmesi çok önemli bir süreç haline geldi. Bana sorarsanız şuanda sağlık sektörünün parlayan yıldızı sağlık ekonomisi, sağlık politikaları. Bu politikaların oluşturulup yönetilmesi aşaması devlet tarafından yapılıyor. Zaman zaman sektörle de çalışmalar yapıldığı için sektörde bu konuları bilen, destek olabilecek çalışanlara ihtiyaç var.  Ben şuan öğrenci olsam ilgileneceğim alanlar sağlık ekonomisi ve sağlık politikası olurdu. Çünkü artık verilen ürünün tedavi olarak ekonomik olduğunu da ispatlamanız gerekiyor aksi halde bunun ilacınızın sistem için bir değeri yok. Oldukça teknik işler, bu alanda bilgiye sahip çalışanlar önem kazanacak.
 
Yoğun bir tempoda çalışıyorsunuz, başarınızın sırrı var mı?
Çok kolay tatmin olan bir insan değilim. Amacım, her zaman yaptığım işi en iyi şekilde yapabilmek. Kafamda ilk günden “Genel müdür olacağım” diye bir vizyonla yola çıkmadım. Şirketin, pozisyonun daha iyi yapılması için ne yapmam gerektiğine baktım. Tüm çalışanların fikirlerinin değerli olduğunu düşündüm. Çalışanlarla konuşarak, fikirlerini alıp değerlendirmeye çalışıyorum. Mutlaka değişime açık olmak gerekiyor. Elbette değiştirmek için değiştirmiyorum ama değişim hoşuma gidiyor. Sektörümüz ve çalışma hayatı da bizi buna itiyor, stabil kalarak başarı mümkün değil. Eski çalıştığımız modeller aslında çok yakın zamanda kullandıklarımız oluyor. Çalışma modellerinin kısa sürede geçerliliği kalkıyor, her şey çok hızlı değişiyor. Resmen koşuyoruz ve zamanın önüne geçip yakalayarak fark yaratmaya çalışıyoruz. Neyi farklı yapmalıyız düşüncesi bizde var. İnsanların beklentisi de yükseldi her şeyin daha iyisi isteniyor. Bu durum şirketlere rekabet olarak yansıyor o yüzden şirket olarak koşmak gerekiyor. Değişime direnmek gibi bir alternatif artık yok zaten.
 
İş hayatınızda kendinizi şanslı gördüğünüz noktalar neler?
Şanslı olduğum konu kurumsal olan çok gelişmiş 2 firmada çalışmış olmam. Kurumsallık ön planda olunca şirkette adalet oluyor. Şirket içinde herkese eşit davranılıyor. Eşitlikten de kastım kariyer gelişimi, ücret yönetiminin sektör bazı ilerlemesi. Keyfi uygulamalarla çalışmak zorunda kalmadım, yapamazdım da herhalde.
 
Çalışanlarınızın motivasyonlarını artırmak için neler yapıyorsunuz?
Herkese adil davranıyorum, dinliyorum ve fikirlerine saygı duyuyorum. Çalışanlarımızın yaptıkları işlerin neye yaradığını anlatıyorum. Sonuç olarak insan sağlığına yarayan işler yapıyoruz. Bence çalışanların yaptıklarının ne kadar faydalı olduğunu görmeleri motive edici. Ayrıca çalışanlarımız kendi arzularıyla “İyiliksever” adında bir kulüp kurdular. Yardım yapacakları bir okul buldular, yardım yapıyorlar. Bu olay beni çok mutlu etti, sosyal sorumluluk projeleri insanın mevcudiyetini besler.
 
Kadın yönetici olarak zorluklarla karşılaştınız mı?
Çalıştığım firmalarda hiç bu açıdan zorluk yaşamadım.
 
Farklı bir kariyer yapsanız şu an ne yapıyor olurdunuz?
Mimarlık ilgimi çekiyordu. Dekorasyon, yapmak isteyeceğim bir iş olurdu.
 
Sevmediğiniz özellikleriniz var mı?
Mükemmeliyetçilik ve sabırsızlık huyum vardı, azalttım. Yıllar içinde dinlemeye ve tepki toplamaya daha açık oldum. Bunun yaşla da ilgisi var ama kendi farkındalığımın arttığını düşünüyorum. Artık olaylara farklı bakıyorum. Ne çalışanları çok zorlamak ne de düşük etki, ikisinden de kaçınmak gerekiyor. Çünkü yöneticiler çalışanları etkiliyor ve bu etki de iş sonuçlarını yönlendiriyor.
 
Hafta sonları çalışır mısınız?
Hafta içinde çok odaklı, planlı çalışırım, hafta sonları özel bir dönemde değilsek çalışmam. Çalışanlarımın da hafta içi geç saatlere kadar çalışmalarını engellerim.
 
İş dışında keyif aldığınız hobiler?
Bu sıralar sevdiğim hobilerimden uzak kaldım. Motosiklet kullanmayı çok seviyorum ama İstanbul’da çok riskli olduğundan geçen sene eşim sattı. Dalış yapmayı çok severim, son iki yıldır yapamadım. Tabiatla ilgili şeylerden zevk alıyorum, yelken de bunlardan biri. Şu anda Jazz dinlemeye aktif olarak devam ediyorum. Konserleri takip edip, kitap okuyorum. Seyahat etmeyi çok seviyorum. Malezya’ya dalışa gittim, Kenya’ya gittim. Heyecanlı geziler ilgimi çekiyor. Tabiat içinde ama şehre, denize yakın yerleri seviyorum.
 
Gençler kariyer basamaklarını tırmanırken nelere dikkat etsinler?
Yurtdışında, liseyi bitiren gençler kendini tanımak ve ne yapmak istediklerini bulmak için dünyayı geziyorlar. Bunu da ailelerinin paralarıyla yapmıyorlar, gittikleri yerde çalışıyorlar. Aslında çok güzel bir fırsat, gençler bu gezilerden kendini daha iyi tanıyan birer birey olarak dönüyorlar. Türkiye’de bunu yapmak biraz zor daha korumacı aileler. Gençlerin kendilerini daha iyi tanımaları için hobileri olmalı. Okul dışında kendilerini geliştirsinler. Sporla ilgilensinler, yardım kuruluşunda çalışsınlar, dil öğrensinler… hangisine ilgileri varsa. Yaptıkları her şey onları geliştirirken diğer yandan da çevre sağlar.
 
Ne zaman iş değiştirmek gerektiğini düşünürsünüz?
Değiştirmiş olmak için iş değiştirmek faydalı olmaz. Şirket, gelişim fırsatı veriyor mu, vermiyor mu? Buna bakmak lazım. Üç beş yıl öğreneceklerini öğrendikten sonra, gelişme fırsatı görülmezse başka bir firmaya geçebilirler. Sırf para kazanmak ve değiştirmek için iş değiştirilmemeli. Biraz da sabırlı olmak gerekiyor, büyüyen bir firmada eğer yetenekleri varsa mutlaka o şans doğar.
 
Kısa Kısa
 
En çok ziyaret ettiğiniz internet siteleri?
Facebook, Gmail, Amazon’u sık sık ziyaret ediyorum.
 
En son okuduğunuz kitap?
Aykut Oğut’un Evrenden Torpilim Var’ını okudum, şimdi de Mevlana’yı okuyorum.
 
En son izlediğiniz film?
Benjamin Button.
 
En sevdiğiniz yemek?
Yemek yemeyi çok severim favorimse ızgara balık.
 
En sevdiğiniz ülke?
Sıpadan Adası – Malezya.