Liderliğin sessiz hatası: Aşırı uyum

Liderlik pek çok konuda dengede olmayı gerektiyor. Her zaman karşı çıkan ya da onaylayan bir çizgide olmak en büyük risklerden biri… Çalışan Bağlılığı Danışmanı Bertay Fişekçi, etkin lider olabilmeniz için nasıl bir strateji belirlemeniz gerektiğini bu yazısında paylaşıyor.

“Ben senin yöneticinim!”

Bu cümleyi bir tartışmada söylediğiniz an, o tartışmayı zaten kaybetmişsinizdir.

Peki ya tam tersi? Hiçbir zaman “Ben senin yöneticinim” demeyenler, her kararı uzlaşmayla alanlar, kimseyi kırmamak için kendi fikirlerinden vazgeçenler… Onlar ne kadar etkili liderler?

Araştırmalar şaşırtıcı bir şey söylüyor: Etkili liderler zamanlarının yaklaşık yüzde onunda “uyumsuz” davranıyor. Ne her zaman sert, ne her zaman yumuşak, ama o kritik yüzde onu biliyorlar.

Bu durum size tanıdık geliyor mu?

Ekibinizde bir performans sorunu var. Herkes biliyor, siz de biliyorsunuz, ama o kişiyle “zor konuşmayı” yapmak yerine, durumun kendiliğinden düzelmesini bekliyorsunuz. Haftalar geçiyor, sorun büyüyor, diğer ekip üyeleri mırıldanmaya başlıyor: “Yöneticimiz neden bir şey yapmıyor?”

Ya da şu senaryo: Toplantıda bir karar alınması gerekiyor. İki farklı görüş var. Siz hangi yolun doğru olduğunu biliyorsunuz ama “herkesin mutlu olması” için orta yol arıyorsunuz. Sonuçta ne bir taraf ne diğer taraf memnun, üstelik alınan karar da optimal olmuyor.

GE Healthcare’de satış yöneticiliği yaptığım dönemde bu tuzağa defalarca düştüm. Bir keresinde bir karmaşık projede “her paydaş” mutlu olacak diye aylarca uğraştığımı ve sonunda projeyi kaybettiğimizi hatırlıyorum. Sonuç? Hem kimse memnun olmadı, hem de ben o “memnun etme delisi” karakterimi doyuramadım. O zaman şunu öğrenmiştim: Bazen en “anlayışlı” davranış, doğruyu söylemek olabilir. İnsanları rahatsız etmekten kaçınmak, onlara iyilik yapmak olmayabilir.

Orta kademe yöneticiler özellikle bu tuzağa düşüyor. Bir tarafta üst yönetimin beklentileri, diğer tarafta ekibin ihtiyaçları… İki tarafı da memnun etmeye çalışırken, hiçbir tarafı gerçekten memnun edemiyorsunuz. Pozitif Zeka’da buna “Pleaser” (memnun etme delisi) sabotajcısı diyoruz. Herkesin onayını almaya çalışmak, aslında hiç kimsenin gerçek saygısını kazanamamak demek.

Sébastien Page, “The Psychology of Leadership” kitabında Big Five kişilik modelinden “agreeableness” (uyumluluk) özelliğini incelerken ilginç bir paradoksa dikkat çekiyor: Uyumluluk genellikle olumlu bir özellik olarak görülür, ama liderlikte aşırı uyumluluk, etkisizliğin reçetesi de olabilir aynı zamanda….

Page’in önerisi net: Etkili liderler zamanlarının yaklaşık yüzde onunda bilinçli olarak “uyumsuz” davranır.

Bu yüzde on, rastgele değil. Stratejik. Peki bu %10’u nasıl kullanacaksınız?

Savaşlarınızı seçin

Her konuda uyumsuz olmak, hiçbir konuda uyumsuz olmamak kadar etkisiz olabilir. Sürekli kükreyen aslan, bir süre sonra ciddiye alınmaz.

Page, Game of Thrones dizisinden Joffrey Baratheon’u örnek veriyor. Sürekli “Ben kralım!” diye bağıran Joffrey, aslında en etkisiz yöneticiydi. Bilge dedesi Tywin Lannister’ın sözü çarpıcı: “Kim ‘Ben kralım’ demek zorunda kalıyorsa, o gerçek kral değildir.”

Pratik adım: Bu hafta, sadece gerçekten önemli olan bir konuda net duruş sergileyin. Geri kalanında esnek olun. Farkı görün.

Çatışmayı biriktirmeyin

Uyumlu liderlerin en büyük hatası, küçük sorunları görmezden gelerek büyümelerini beklemek olabilir. Kitapta buna “çatışmanın irinleşmesi” deniyor.

Küçük ve sık düzeltmeler (bir fikir ayrılığını konuşmak), büyük ve nadir düzeltmelerden (kavga) daha az acı vericidir; ancak hiç düzeltme yapılmazsa da o sorun kanser gibi büyür.

Bunu ilişkilerde de düşünün: Eşinize her küçük şeyi söylerseniz, “çok titiz” olursunuz, ama hiçbir şey söylemezseniz, birikir ve patlar. Dengeyi tutturmak önemli bir liderlik kasıdır.

Pratik adım: Ertelediğiniz “zor konuşma” var mı? Bu hafta içinde yapın. Küçükken çözün.

Fikir sen değilsin

Page’in meslektaşı Jim Tzitzouris’in güzel bir sözü var: “Fikrin sen değilsin.”

Uyumlu liderler, fikirlerine yapılan eleştirileri kişisel saldırı olarak algılıyor. Bu yüzden ya kendi fikirlerini savunamıyorlar ya da başkalarının fikirlerini eleştirmekten kaçınıyorlar.

Stephen Covey’in dediği gibi: “Önce anlamaya çalış, sonra anlaşılmaya.” Ama Covey’in kitabında yazmayan bir şey var: Bazen anlaşılmak için ısrar etmek gerekir. Dinlemek yetmez, konuşmak da lazım.

Pratik adım: Bir sonraki toplantıda, katılmadığınız bir fikre saygılı ama net bir şekilde itiraz edin. “Farklı düşünüyorum, çünkü…” diye başlayın.

Sonraki adımlar

Kendinize dürüstçe sorun: Son bir ayda kaç kez gerçekten inandığınız bir şeyi, “ortamı bozmamak” için söylemediniz?

Etkili liderlik, herkesin sizi sevmesi değil, etkili liderlik, doğru zamanda doğru şeyi söyleyebilmekten geçiyor. Bu bazen insanları rahatsız edebilir, ama paradoks şu ki insanlar size bu yüzden daha çok saygı duyar.

Bir düşünün: Hayatınızda size en çok şey öğreten kişiler, her söylediğinize “evet” diyenler miydi? Yoksa sizi zorlayan, bazen rahatsız eden, ama her zaman dürüst olanlar mı?

Cevabı biliyorsunuz.

Loading spinner
Bertay Fişekçi, 23 yıllık kurumsal hayatının ardından çalışan bağlılığı, kültür dönüşümü, orta kademe yöneticilerin beceri gelişimi alanlarına odaklanmıştır ve bu konularda şirketlere profesyonel destek vermektedir. İnsan odaklı organizasyonların daha da geliştirici, kârlı ve çekici olduğu inancıyla çalışmalarını sürdürmektedir. Fişekçi; yüz yüze seminerler, online etkinler, podcast yayınlarıyla bilgilerini aktarmanın yanında; kişisel blogunda ve İK Blog'da yayınlanan içerikleriyle de okuyucularla buluşmaktadır.
**İçeriklerimizle ilgili görüş ve önerilerinizi editor@kariyer.net adresinden bize iletebilirsiniz.