İyi bir lider olmaya çalışırken, ekibinizden gelen her problemi çözmeye çalıştığınız oluyor mu? Çalışan Bağlılığı Danışmanı Bertay Fişekçi, sık karşılaşılan bu liderlik yaklaşımının sizi ve ekibinizi nasıl yorduğunu ve bundan çıkış için sorulması gereken 5 kritik soruyu anlatıyor.
Bir ekip üyeniz kapınızı çalıyor, bir sorun anlatıyor, siz hemen kolları sıvıyorsunuz. Sorunu çözüyorsunuz, o rahatlamış gidiyor, siz de “iyi bir lider oldum” hissediyorsunuz. Bu hem de “hizmetkâr liderlik” yaklaşımınıza da uyuyor hem de ekibinize yardımcı olduğunuzu hissediyorsunuz, değil mi?
Tanıdık geldi mi?
Bu döngü kısa vadede çalışanınızı ve sizi mutlu edebilir, ama uzun vadede bunun olumsuz bir yükü ve bir bedeli olduğunu biliyor muydunuz? Siz yavaş yavaş tükenirsiniz, ekibiniz gelişim sağlayamaz, silikleşir.
Aşırı şefkatli liderler, ekiplerini korumak isterken farkında olmadan onların gelişim fırsatlarını çalıyorlar. Her sorunu çözen lider, ekibine “siz yapamazsınız” mesajı veriyor.
Acaba çözüm ekibinize “Bana sorunla değil, çözümle gelin” demek mi? Aslında o da işe yaramıyor. Çünkü o yaklaşımda şefkat yok, kendinizi uzaklaştırıyorsunuz, insanlar yalnız bırakılmış hissediyor.
Aslında güçlü bir çözüm ve orta yol var: Sorunu çözmek yerine, çözmelerine yardım etmek, çözüm yaratabilecekleri bir ortam yaratmak…
İşte bunu sağlayan 5 soru:
“Şu ana kadar neler denedin?”
Bu soru iki şey söylüyor: “Senin bir şeyler yapabileceğine inanıyorum” ve “Henüz denemediysen de sorun yok, birlikte bakalım.”
İlk sorduğunuzda garip bakışlar alabilirsiniz. Bu kötü bir işaret değil, tam tersine bu soruyu daha çok sormanız gerektiğinin işareti olabilir. Ekibiniz size sorun getirmeye alışmış, şimdi birlikte farklı bir kas geliştiriyorsunuz.
Bu soruyu soracağınızı bilen ekip üyesi “pek bir şey yapmadan” sizin yardımınızı ve konuyu alıp götürmenizi de isteyemeyecektir.
“Bunu çözmeni engelleyen ne veya kim?”
Bu soru ekip yöneticisi olarak sizi asıl işinize yönlendiriyor: Tekil sorunları çözmek değil, tekrar eden engelleri kaldırmak.
Belki hep aynı departman yolları tıkıyor, belki hep aynı sistem sorunu çıkıyor. Ekibiniz bu örüntüleri sizden daha iyi görüyor olabilir. Siz o kök engelin kaldırılması için ekibinizle çalışırsanız bu tekrarları azaltabilirsiniz.
“Neye ihtiyacın var?”
Dikkat edin: “Benden neye ihtiyacın var?” değil, sadece “Neye ihtiyacın var?”
İki kelimeyi çıkardığınızda, sorunu masanın ortasına koymuş oluyorsunuz. Çözüm her zaman sizden gelmek zorunda değil. Belki bir takım arkadaşı yardım edebilir, belki başka bir kaynak kullanılabilir. Bu soruyla birlikte siz çözümün tek kaynağı olmaktan çıkıyorsunuz.
“Sen benim yerimde olsan ne yapardın?”
Bu soru, ekip üyenizi stratejik düşünmeye davet ediyor. Sorun çözmenin ne kadar emek istediğini görmesini, büyük resmi fark etmesini sağlıyorsunuz.
Bir gün o koltukta oturacak biri için bu deneyim paha biçilemez ve siz “stratejik düşünme eğitimi” vermeden bunu sağlamış oluyorsunuz.
“Bilmem gereken başka bir şey var mı?”
Bu son soru farkındalık ile sahipliği ayırıyor. Bazen ekip üyeniz sorunu size çözdürmek için değil, sadece bilgilendirmek için geliyor. Siz hemen çözüme atlıyorsunuz, o aslında sadece paylaşmak istemiş olabilir.
Bu soru o alana izin veriyor: “Tamam, biliyorum. Başka bir şey var mı?” Sorun yine onun, siz sadece farkındasınız.
Ayrıca bu soruyu başta sorduğunuz senaryoda hemen “çözüm” şapkasını takmış oluyorken, sonda sorduğunuzda gerçekten değerli ek bilgilerin paylaşılması için alan açmış oluyorsunuz.
Gerçek şefkat, sadece rahatsızlığı ortadan kaldırmak değildir. Gerçek şefkat, insanların kendi sorunlarını çözebileceklerine inanmak ve bu inancı onlara hissettirmektir.
Bu beş soru, ekibinize “sana güveniyorum, yapabilirsin” mesajını veriyor. Hem siz tükenmekten kurtuluyorsunuz hem de onlar güçleniyor.
Bu hafta bir ekip üyeniz sorunla geldiğinde, çözmek yerine bu sorulardan birini sorun. Bakalım ne değişecek?






