Hedeflere ulaşmanın neden kalıcı bir tatmin yaratmadığını hiç düşündünüz mü? Terfiler, primler, büyük başarılar… Hepsi kısa bir mutluluk veriyor, ama sonra her şey normale dönüyor. Çalışan Bağlılığı Danışmanı Bertay Fişekçi bu yazısında, başarı–mutluluk döngüsünün neden çalışmadığını ve neyi yanlış bildiğimizi anlatıyor.
29 yıllık iş hayatımda çok defa hedeflerini tutturan ama kutlamaya bile vakit ayırmadan bir sonraki hedefe koşan yöneticiler gördüm, ben de bir süre bunlardan biriydim.
“Şu projeyi bitireyim, sonra rahatlarım” dedikten üç gün sonra yeni hedeflerle ilgili konuştuğumu hatırlıyorum.
Dünya tenis şampiyonu Andre Agassi, kariyerinin zirvesinde, dünya sıralamasında bir numarayken ne hissediyordu biliyor musunuz? Kendi sözleriyle: “Tenisten nefret ediyorum.” Yıllarca bu duyguyla yaşadı.
Garip değil mi? Başarının mutluluk getirmesi gerekmiyor muydu?
Yanlış formül
Çoğumuzun kafasındaki formül şu: “Şu terfiyi alırsam mutlu olacağım. Şu maaşa ulaşırsam rahat edeceğim. Şu hedefe varırsam her şey düzelecek.”
Sonra o terfiyi alıyorsunuz. İlk hafta harika. İkinci hafta iyi. Üçüncü hafta… normal. Bir ay sonra zaten yeni hedefler peşindesiniz. O “mutluluk” nereye gitti?
Psikolojide buna “hedonic adaptation” (hedonik adaptasyon) deniyor. Büyük prim, terfi, yeni araba, daha fazla takipçi… Bu tür dışsal ödüllerin verdiği tatmin uzun sürmüyor. Daniel Pink’in dediği gibi: “Nakit ödüller ve parlak kupalar başta lezzetli bir zevk patlaması yaratır, ama bu his çabucak kaybolur. Ayakta tutmak için giderek daha büyük ve daha sık dozlar gerekir.”
Tıpkı bir bağımlılık gibi.
Başarı Delisi’nin yalanı
Pozitif Zeka metodolojisinde bu döngüyü besleyen bir sabotajcı var: Başarı Delisi (Hyper-Achiever). Bu sabotajcının en büyük yalanı tam da bu: “Başarı mutluluk getirir. Bir sonraki hedefe ulaşırsan mutlu olacaksın.”
Ve bu yalan sadece kafamızın içinde değil. Çevremizde reklamlarla, filmlerle, sosyal medya ile sürekli pekiştiriliyor. Baktığımızda hepsi benzer mesajları veriyor: Başarılı ol, kazan, sahip ol, böylece mutlu olursun. Başarılı insanların hayatlarına bakıyoruz, o arabayı, o evi, o pozisyonu hayal ediyoruz ve “oraya ulaşınca her şey düzelecek” diye düşünüyoruz. Mutluluğumuzu “şarta” bağlıyoruz, ama araştırmalar tam tersini söylüyor. Pozitif Zeka’nın kurucusu Shirzad Chamine’in ifadesiyle: Mutlu olmayı öğrenen bir beyin, daha yüksek performans gösteriyor.
Başarı Delisi sabotajcısı sizi kısa vadeli başarı hedeflerine yoğunlaştırabiliyor, belki kısa vadede sonuç da alıyorsunuz; ama her başarıdan sonra tatminsizlik, her hedefe ulaştıktan sonra “bu kadar mı?” duygusu hakim oluyor.
Peki bu size tanıdık geliyor mu?
O terfiyi aldınız ama birkaç ay sonra kendinizi yine aynı stresli koşuşturmada buldunuz. Maaş artışı güzeldi ama şimdi bir sonrakini düşünüyorsunuz. Hedefi tutturdunuz ama kutlama bir öğle yemeği kadar sürdü, sonra yeni hedef geldi.
Ya da şöyle düşünün: Ekibinizde yıl sonu primini alan biri var. İlk hafta mutlu görünüyor ancak bir ay sonra sanki o primi almamış gibi davranabiliyor. Aynı kişi, üç ay önce bu primi hayal ediyordu. Şimdi istediğine ulaştı ama tatmin olamıyor.
Orta kademe yönetici olarak bu döngüyü hem kendinizde hem ekibinizde görüyorsunuz ve belki de farkında olmadan bu döngüyü besliyorsunuz: “Şu projeyi bitirin, herkese prim var.” Prim geliyor, motivasyon iki hafta sürüyor, sonra sıfırlanıyor.
Formülü tersine çevirmek
Pozitif psikolojinin kurucusu Martin Seligman ve araştırmacı Shawn Achor yıllar süren çalışmalardan sonra şaşırtıcı bir sonuca ulaştı:
Başarı mutluluk getirmiyor. Tam tersi, mutluluk başarıyı getiriyor.
Sébastien Page, “The Psychology of Leadership” kitabında bu araştırmaları liderlik pratiğine uyguluyor ve PERMA modelini tanıtıyor. Mutluluğun beş boyutu var:
- Positive emotions (Pozitif duygular)
- Engagement (Bağlanma, akış hali)
- Relationships (İlişkiler)
- Meaning (Anlam)
- Accomplishment (Başarı)
Kritik nokta şu: Pozitif duygular (P) sadece bir boyut ve genetik olarak belirlenmiş bir tavanı var; ama diğer dört boyut, yani ERMA, tamamen sizin kontrolünüzde.
Page’in güzel bir ifadesi var: “P şeker gibidir, ERMA ise ruh için proteindir.”
Peki bu ne anlama geliyor?
-
Akışı (Flow) takip edin, hedefi değil
Bir iş yaparken zamanın nasıl geçtiğini anlamadığınız oldu mu? Saatlerce çalıştınız ama yorgun değil, enerjik hissettiniz. İşte bu “akış” halinde olduğunuzu gösteriyor. Seligman’ın araştırmasına göre, insanlar en mutlu oldukları anları “başarı anı” olarak değil, “akış anı” olarak hatırlıyor. Yani hedefe ulaştığınız an değil, o hedefe doğru tam konsantrasyonla çalıştığınız süreç mutluluğu yaşatıyor.
Kendinize sorun: Geçen hafta kaç saat akış halinde çalıştınız? Ekibiniz için bu ortamı yaratıyor musunuz?
-
İlişkileri ölçün, sadece sonuçları değil
Harvard Üniversitesi’nin 80 yılı aşan araştırması (dünyanın en uzun soluklu mutluluk araştırması) tek bir sonuç veriyor: Uzun vadeli mutluluğun en güçlü belirleyicisi para, kariyer veya başarı değil, derinlemesine ilişkiler.
Orta kademe yönetici olarak şunu düşünün: Ekibinizle ilişkileriniz nasıl? Üst yönetimle? Yatay birimlerle? Bu ilişkilerin kalitesi, muhtemelen mutluluğunuzu yıl sonu hedefinizi tutturup tutturmamaktan daha çok etkiliyor.
Kendinize sorun: İş yerinde size gerçekten güvenen kaç kişi var? Siz kaç kişiye gerçekten güveniyorsunuz?
-
Anlam sorusunu sorun
Yazar Kurt Vonnegut ve Joseph Heller bir milyarderin partisinde konuşurlarken Vonnegut, Heller’a diyor ki: “Bu adam bir günde senin tüm kitabından kazandığından daha fazla para kazanıyor.”
Heller’ın cevabı: “Evet, ama bende onun asla sahip olamayacağı bir şey var… Yeterlilik duygusu.”
Kendinize sorun: Yaptığınız işin anlamını bir cümleyle açıklayabilir misiniz? Ekibinizdeki insanlar açıklayabilir mi?
Pratik adım
Bu hafta, ekibinizle bire bir görüşmelerinizde şu soruyu sorun: “İşinde en çok neyi seviyorsun?” Cevapları not edin. Çünkü o kişi bir gün motivasyonunu kaybettiğinde, ona hatırlatacağınız şey prim değil, bu cevap olacak.
Bir de kendinize sorun: Eğer dünyadaki tüm para sizin olsaydı, zamanınızı nasıl geçirmek isterdiniz? Bu soru basit görünüyor ama derinliği var. Belki cevabı bulmak için milyarder olmanıza gerek olmadığını fark edersiniz.







