Vakıf Katılım İnsan Kaynakları Genel Müdür Yardımcısı Ersin Çatalbaş Anlatıyor: “İnsan Kaynaklarını Stratejik Bir Dönüşüm Ortağı Olarak Konumlandırıyoruz.”
Katılım finans sektörünün Türkiye’deki öncü kurumlarından Vakıf Katılım, yalnızca finansal alanda değil; insan kaynakları yönetiminde de köklü bir dönüşüm sürecini kararlılıkla sürdürüyor. Çalışan deneyimini bütünsel bir yolculuk olarak ele alan, veri analitiğini karar süreçlerinin merkezine taşıyan ve değer temelli kurum kültürünü tüm İK pratiklerine işleyen bu yaklaşımın arkasında ne var? Vakıf Katılım İnsan Kaynakları Genel Müdür Yardımcısı Ersin Çatalbaş, kurumun İK stratejisini, katılım bankacılığı anlayışının çalışan deneyimine yansımalarını ve geleceğe dönük hedeflerini anlatıyor.
Vakıf Katılım’ın insan kaynakları stratejisini şekillendirirken hangi temel önceliklerden yola çıkıyorsunuz?
İnsan kaynaklarını artık yalnızca operasyonel süreçleri yöneten bir yapı olarak değil, kurumun büyüme hedeflerine, kültürüne ve dönüşüm kapasitesine doğrudan etki eden stratejik bir alan olarak konumlandırıyoruz. Bu nedenle önceliğimiz; sürdürülebilir büyümeyi destekleyen, veriye dayalı karar alabilen ve çalışan deneyimini merkeze koyan bir insan kaynağı yapısı kurmak.
Ancak bizim için bu yaklaşım sadece süreç yönetiminden ibaret değil. Çalışma hayatında beklentiler çok hızlı değişiyor. Artık herkes yalnızca iyi bir kariyer fırsatı değil, gelişebilecekleri, değer görecekleri ve aidiyet hissedebilecekleri bir kurum arıyor. Biz de çalışan deneyimini yalnızca belirli temas noktalarında değil, işe alımdan kariyer gelişimine kadar uzanan bütünsel bir yolculuk olarak ele alıyoruz. Bu yaklaşım; yetenek kazanımından performans yönetimine, gelişim programlarından kariyer fırsatlarına kadar tüm süreçlerin birbiriyle entegre şekilde kurgulanmasını beraberinde getiriyor.
Bununla birlikte, karar süreçlerimizi güçlendirmek adına veri analitiğinden daha fazla yararlanan, ihtiyaçlara hızlı yanıt verebilen ve öngörü kabiliyeti yüksek bir İK yapısı oluşturmayı önemsiyoruz. Bu sayede hem çalışan beklentilerini daha doğru okuyabiliyor hem de organizasyonel ihtiyaçlara daha hızlı ve isabetli çözümler üretebiliyoruz.
Vakıf Katılım’ın değer temelli kurum kültürü ise tüm bu yaklaşımın en güçlü zeminini oluşturuyor. Biz insan kaynaklarını yalnızca doğru yeteneği işe alan bir yapı olarak görmüyoruz. Aynı zamanda kurum kültürünü taşıyan, çalışan potansiyelini ortaya çıkaran ve organizasyonun dönüşümüne yön veren önemli bir sorumluluk alanı olarak konumlandırıyoruz. Bu bakış açısının, çalışan bağlılığına ve kurum içindeki güçlü aidiyet duygusuna da doğrudan katkı sağladığını düşünüyoruz.
Katılım bankacılığı yaklaşımı, kurum kültürünüze ve çalışan deneyimine nasıl yansıyor?
Vakıf Katılım’da katılım bankacılığını yalnızca bir finansal model olarak değil; iş yapış biçimimizi ve kurum kültürümüzü şekillendiren temel bir anlayış olarak görüyoruz. Katılım bankacılığının mihenk taşı olan şeffaflık, adalet, paylaşım ve sorumluluk gibi ilkeler bizim için yalnızca teorik kavramlar değil; günlük çalışma pratiğinde karşılığı olan, karar süreçlerine yön veren temel unsurlar.
Bu yaklaşımın en belirleyici yönlerinden biri, finansal faaliyetlerde sınırların net şekilde tanımlanmış olması. Katılım bankacılığı; faize dayalı gelir elde etmeme, belirsizlik içeren işlemlerden kaçınma ve toplumsal faydayı gözetme gibi prensiplere dayanır. Bu çerçevede, bankacılık faaliyetlerinde gelir kazanma biçimi kadar, hangi alanlardan özellikle uzak durulduğu da önemlidir. Dolayısıyla değer üretirken etik sınırları koruyan ve toplumsal hassasiyetleri gözeten bir yapı söz konusudur. Özetle katılım bankacılığı, Vakıf Katılım’da sadece finansal bir model değil; neyi, nasıl ve hangi değerlerle yaptığımızı belirleyen bütüncül bir yaklaşım. İnsan kaynakları olarak biz de bu değerleri çalışan yolculuğunun her aşamasına entegre ederek, kurum kültürü ile çalışan deneyimi arasında güçlü ve tutarlı bir bağ kuruyor, adil, şeffaf ve güvene dayalı bir çalışma ortamı oluşturmayı önceliklendiriyoruz.
Çalışma arkadaşlarımızın yaptıkları işin yalnızca ticari değil, aynı zamanda değer temelli bir karşılığı olduğunu hissetmeleri, kurumla kurdukları bağı güçlendiriyor. Kurum kültürümüzün merkezinde yer alan “BİZ” anlayışı da bu değerlerden besleniyor. Farklı deneyim ve bakış açılarını ortak bir amaç etrafında buluşturan, dayanışmayı ve birlikte üretmeyi teşvik eden bir çalışma ortamına sahibiz. Bu sayede çalışanlarımız kendilerini yalnızca bir rolün parçası olarak değil, daha büyük bir amaca katkı sağlayan bir yapının içinde konumlandırıyor.
Vakıf Katılım’ı yetenekler için cazip kılan en önemli uygulamalar ve sizi farklılaştıran yönler neler?
Vakıf Katılım’ı yetenekler için cazip kılan en önemli unsurun, sunduğumuz imkanlardan çok bu imkanların arkasındaki yaklaşım olduğuna inanıyoruz. Biz yetenek kazanımını bir işe alım süreci olarak değil, uzun soluklu bir kariyer yolculuğunun başlangıcı olarak ele alıyoruz. Bu yaklaşım doğrultusunda, çalışma arkadaşlarımızın yalnızca iş hayatındaki gelişimini değil, yaşamın farklı dönemlerinde ortaya çıkan ihtiyaçlarını da gözeten uygulamalar geliştirmeye önem veriyoruz. İş ve yaşam dengesini destekleyen bu bakış açısıyla; evlilik hazırlık izni, görev yeri tazminatı, kreş yardımı gibi sektörde pek rastlanmayan birçok uygulamamızla çalışma arkadaşlarımızın hayatındaki önemli süreçlerde onların yanında olmayı önemsiyoruz. Çünkü sürdürülebilir çalışan deneyiminin yalnızca profesyonel başarıyla değil, çalışanların sosyal ve kişisel yaşamlarına verilen değerle de doğrudan ilişkili olduğuna inanıyoruz.
İşveren markamız “BİZ” çatısı altında yürüttüğümüz çalışmalar da bu yaklaşımı destekliyor. Çalışma arkadaşlarımızı yalnızca uygulamalardan faydalanan bireyler olarak değil, kurum kültürünü birlikte şekillendiren paydaşlar olarak görüyoruz. Spor, sanat ve gönüllülük kulüplerimizden kurum içi etkinliklere kadar uzanan birçok uygulamayla aidiyet duygusunu güçlendirmeyi hedefliyoruz. Çalışan deneyimine bütünsel yaklaşımımızın olumlu yansımalarını ise çalışan memnuniyeti sonuçlarımızda ve sektör ortalamasının altında seyreden turnover oranlarımızda somut şekilde gözlemliyoruz.
Çalışan bağlılığını artırmak ve güçlü bir kurum kültürü oluşturmak için hangi projeleri hayata geçirdiniz?
Çalışan bağlılığını, kendiliğinden oluşan bir çıktı olarak değil; bilinçli şekilde tasarlanan, ölçümlenen ve sürekli geliştirilen bir süreç olarak ele alıyoruz. Bu nedenle Vakıf Katılım’da çalışan deneyimini işe alımdan başlayan ve tüm kariyer yolculuğunu kapsayan uçtan uca bir yapı olarak kurguluyor, her aşamada çalışma arkadaşlarımızın sesini merkeze alıyoruz. Bu yaklaşımın temelinde, çalışma arkadaşlarımızın yalnızca uygulamaların faydalanıcısı değil, kurum içi süreçlerin şekillenmesinde aktif rol alan paydaşlar olması yer alıyor. Hayata geçirdiğimiz pek çok proje, doğrudan çalışan beklenti ve geri bildirimlerinden beslenerek ortaya çıkıyor. Bu da bağlılığı artıran en önemli unsurlardan biri olan “etki edebilme” duygusunu güçlendiriyor.
Bu doğrultuda geliştirdiğimiz en önemli araçlardan biri İnovakıf uygulaması. Çalışma arkadaşlarımızın fikir ve önerilerini doğrudan iş süreçlerine yansıtabildiğimiz bu yapı sayesinde yüzlerce öneriyi hayata geçirirken, aynı zamanda kurum içi dönüşümü birlikte şekillendirdiğimiz bir model oluşturuyoruz.
Geri bildirim kültürünü sürdürülebilir ve erişilebilir hale getirmeyi öncelikli odak alanlarımız arasında görüyoruz. Bu doğrultuda, geri bildirimin yalnızca dönemsel anketlerle sınırlı kalmadığı, sürekli ve çift yönlü bir iletişim yapısı oluşturmayı hedefledik. Kurum içi sosyal medya platformumuz VBiz bünyesinde hayata geçirdiğimiz Çalışan Memnuniyet Hattı sayesinde çalışma arkadaşlarımız görüş, öneri ve geri bildirimlerini diledikleri anda anonim olarak paylaşabiliyor. Böylece çalışma arkadaşlarımızın kendilerini daha rahat ifade edebildiği, güvene dayalı ve sürekli gelişimi destekleyen bir iletişim kültürü oluşturduk. Bununla birlikte çalışanlar arasında geri bildirimi teşvik eden bir kültür oluşturmayı da önemsiyoruz. Yöneticiden çalışana olduğu kadar, ekipler arası etkileşimi de destekleyen yapılarla çalışma arkadaşlarımızın birbirlerini takdir edebildiği, katkıların görünür olduğu bir dijital ortam oluşturduk.
İç iletişim tarafında ise “BİZ” yaklaşımıyla çalışan beklentilerine göre sürekli evrilen ve geri bildirimleri aksiyona dönüştüren bir model benimsedik. Bu sayede çalışma arkadaşlarımızın kendilerini daha güçlü bir aidiyetle konumlandırdıkları bir kurum kültürü inşa etmeyi başardık.
Tüm bu çalışmalarımızın somut yansımasını ise çalışan bağlılığı oranımızda net şekilde görüyoruz. %88 seviyesine ulaşan bağlılık oranımız, çalışanlarını dinleyen, sürece dahil eden ve birlikte değer üreten yaklaşımımızın güçlü bir göstergesi.
Önümüzdeki dönemde insan kaynakları alanında sizi en çok heyecanlandıran dönüşüm başlıkları neler?
İnsan kaynakları alanındaki dönüşüm başlıklarından öne çıkan, insan ile teknoloji arasındaki ilişkinin yeniden tanımlanması oldukça heyecan verici diyebilirim. Yapay zekâ, otomasyon ve veri analitiği artık süreçleri destekleyici araçların ötesine geçerek; iş yapış biçimlerini, karar alma mekanizmalarını ve organizasyonel yapıları doğrudan dönüştüren stratejik unsurlar haline geliyor. Bu dönüşüm, insan kaynakları stratejilerinin de daha çevik, veri odaklı ve geleceğin çalışma modellerine uyum sağlayan bir bakış açısıyla yeniden şekillenmesini gerekli kılıyor.
Bu değişim, insan kaynaklarının organizasyon içindeki rolünü de yeniden tanımlıyor. Operasyonel süreçlere odaklanan geleneksel yapıların yerini; veriyi yorumlayabilen, çalışan deneyimini daha kişiselleştirilmiş şekilde ele alan ve organizasyonel dönüşüme yön veren daha stratejik bir İK yaklaşımı alıyor. Önümüzdeki dönemde İK ekiplerinin yalnızca süreç yöneten değil, aynı zamanda değişimi yönlendiren ve geleceğin yetkinliklerini bugünden şekillendiren bir rol üstleneceğini düşünüyorum.









